HAREKET HASTALIĞI (Motion Sickness)

HAREKET HASTALIĞI

Sağlıklı bireylerde, alışık olmadıkları hareketli ortamlarda meydana gelen geçici bir rahatsızlıktır. Modern taşımacılığın tüm tiplerinde, uzay yolculuğu ve sanal gerçeklik teknolojilerinde önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Hareket hastalığı tanıdık olmayan hareket uyaranlarının vestibuler nükleusa, archicerebellum ve beynin diğer kısımlarına taşınmasıyla oluşan santral sinir sistemi yanıtıdır. Bu farklı hareket uyaranları çoğunlukla vestibuler labirent kökenli olduğu gibi göz ve proprioseptif algılardan da kaynaklanır. Uyarılar vestibuler nükleusa oradan da farklı belirti ve bulguları açıklayan sinir sisteminin değişik bölgelerine, beyinciğin ve medulla oblongatanın parvisellüler retikuler formasyon bölgesindeki kusma merkezine taşınır. Kortikal bölgenin de hastalıkta etkinliği tahmin edilmektedir. Hareket hastalığı 2 yaş altı bebeklerde nadirdir. 3-12 yaş arası pik yaptıktan sonra insidansı kademeli olarak düşer. Hastalık kadınlarda daha sık oluşmaktadır (1.7/1). Bu oran menstruasyon ve hamilelik dönemlerinde daha da artar. Aerobik sportif faaliyetler hareket hastalığına duyarlılığı arttırır. Aerobik kapasite ve artmış vazomotor aktivite bundan sorumlu tutulmuştur.

Semptomlar

Genellikle başlangıç semptomu karın üst bölgesinde rahatsızlık hissidir. Perioral solgunluk, yüzde solgunluk, bulantı ve artan kırgınlık, soğuk terleme eşlik eder. Semptomların kötüleşmesi ile tükürük salgısı değişiklikleri vücut ısısı artması, baş dönmesi, öğürme ve kusma görülür. Hareket uyarımının bitiminden saatler sonra dahi letarji, yorgunluk ve kırgınlık olabilir.

Şahsın duyarlılığına göre, provokatif uyaranın şiddeti ve süresinin uzatılmasıyla sopite sendromu olarak adlandırılan; apati, depresyon, içe kapanma, bilişsel ve psikomotor performansta düşme ile karakterize tablo oluşur. Sopite sendromu sık görülen semptomlardan ayrı olarak tek başına da görülebilir.

Etiyoloji ve Patogenez

Hareket hastalığı ilgili çoğu bilgi, hareket simülatörlerinin kullanılmasıyla elde edilen laboratuar tecrübelerine dayanmaktadır. Hareket hastalığına yol açan hissiyatın yaygın nedeni başın tekrarlayan düzlemsel ve açısal akselerasyon hareketleridir. Denizde oluşan hareket hastalığının etiyolojisinde birincil faktör vertikal düzlemdeki akselerasyon ya da dalgalanma hareketleridir. Son çalışmalarda, denizde roll ve pitch hareketlerinin tek başlarına hareket hastalığına sebep olmadıkları, beraberinde dalgalanmanın da olması gerektiği savunulmaktadır. Hareket hastalığının meydana gelmesinde fonksiyonel bir vestibüler sistem ön koşuldur. Fonksiyonel olmayan semisirküler kanallara sahip bir şahıs fırtınalı denizde uzun süre teste tabi tutulmuş, hareket hastalığına karşı bağışık olduğu tespit edilmiştir. Körlerin bile hareket hastalığına duyarlı olması, görme duyusunun hareket hastalığı üzerine etkinliğinin düşük olduğunu düşündürmüştür.

Şekil: Hareket hastalığının en büyük insidansı 0.2 Hz frekans değerindedir. Yatay düzlemde önden arkaya ve yanlara doğru olan yatay salınımların pik frekans değeri 0.2 hz civarındadır. Eğilme ve salınım hareketleri arasındaki eşik frekans değerinin 0.2 hz olması algı kesinliğini bozmakta ve hareket hastalığına neden olmaktadır.

Neuronal mismatch teorisi

Bu teori özetele; Vestibüler (semisirküler kanallar ve otolit organlar), görsel ve proprioseptif sistemlerden gelen nöral bilgiler vestibüler çekirdeklerde, serebellum ve parietal kortekste birleştirilip, işlenerek tek ortak sinyale dönüştürülür. Bu sinyal ve geçmişte kazanılmış denge örgülerini içeren “nöral hafıza” karşılaştırılarak yanıt oluşturulur. Sinyal ile “nöral hafıza” arasındaki farklılık “nöral uyumsuzluk” olarak adlandırılır. Böyle bir durumda, vestibulo-otonomik refleks uyarılarak HH’nın otonomik semptomları ortaya çıkar.

Günümüzde bu teori geçerliliğini giderek yitirmekte ve yerine yeni teoriler geliştirimek için çalışmalar yapılmaktadır.

Etiyolojiye yönelik son çalışmalar

Wood ve Graybiel hareket hastalığını önlemede farmokolojik bir model olarak antikolinerjik ve sempatomimetik ilaçların etkisini açıklamıştır. Santral kolinerjik bağlantılar vestibuler uç organlardan gelen hareket bilgisini Ach kullanarak iletirler. Bu nöronal iletim dopamin, epinefrin ve norepinefrin kullanan sempatik bağlantılar tarafından antogonize edilir.

Traisman hareket hastalığının erken belirtilerinin; sindirilmiş nörotoksinlere karşı gelişen bir uyarı sistemiyle oluştuğunu savunmuştur.

Von baumgarten ve arkadaşları farklı kütlelerdeki otokonilerden kaynaklanan, iki labirent arasındaki otolit fonksiyonlardaki asimetriden hareket hastalığının ortaya çıktığını savunmuşlardır. Sağ ve sol labirintlerde anlamlı derecede kütle farklılığı olan otokonilerle, korioliz kuvvetine maruz bırakılan balıklarda koordinasyonu bozuk yüzme paterni, aynı koşullara maruz bırakılan aktif kompanzatuvar yüzme davranışı gösteren balıklardan farklı bulunmuştur.

Riccio ve stoffregen hareket hastalığının vücut postür kontrolünün stabile edilememesinden kaynaklandığı hipotezini ortaya atmışlardır.

Ebenholtz ve arkadaşları hareket hastalığının vestibüler nükleus aracılı göz hareketlerine ikincil olarak ortaya çıktığını önermişlerdir. Hareket uyarımlı nistagmus yanıtları ekstraoküler kasların ciddi derecede çekilmesiyle, vagus siniri tarafından stimüle edilen okulokardiyak reflexi ortaya çıkarabilir.

Gupta ve arkadaşları hareket hastalığı ve migren arasındaki ilişkiyi açıklayan gözün anterior segmentindeki trigeminal sinir liflerinin mümkün olan stimülasyonu fikriyle bu teoriyi genişletmiştir.

Finley ve arkadaşları; fiziksel, psikolojik ve çevresel streslere olan otonomik cevaplardaki kişisel farklılıkların kalıtsal olduğunu varsaymışlardır. 10. kromozomdaki bir gen tarafından kodlanan alfa 2 adrenerjik reseptörlerin santral sinir sisteminde bulunduğunu ve periferik sinir sisteminde norepinefrin salınımıyla ilgili olduğunu savunmuşlardır. Bireyler arasında otonomik sinir sistemi aktiviteleri arasında oluşan farklılıkların, bu reseptörde genetik mutasyonlardan kaynaklandığı hipotezi savunulmuştur. Southern blotting yöntemiyle 10. kromozomdaki alfa 2 adreneseptörün deşifre edilmesi için 6.7 kb ya da 6.3 kb ölçülerinde fragmanlar kullanılmıştır. Azalmış alfa 2 adrenoreseptörle ilişkilendirilmiş olan 6.3 kb alleli korioliz stimülasyonu toleransına ve hareket hastalığının artmış semptom ve bulgularına neden olur.

Hareket hastalığının objektif fizyolojik parametrelerin tanınması ve şiddetinin belirlenmesi

Kusma dışında diğer semptom ve bulguların değerlendirilmesi kolay değildir. Bu nedenle eski çalışmalarda sadece öğürme ve kusmanın görülmesi ile hastalığın tanınması mümkün olmuştur. Bu yaklaşımın en önemli dezavantajı hareket hastalığından şikâyetçi çoğu kişinin kusmamasıdır. Geçerli tanısal skalalar değişken derecede ağırlığı olan semptom ve bulguların değerlendirilmesinde kullanılır. Bu geniş çaplı yaklaşıma örnek olarak graybiel ve wiker skalaları verilebilir.

Graybiel Skalası

HH’na yatkınlığı belirleme amacıyla kullanılan anket şeklindeki bu skalada değerler 0-50 arasında yer almaktadır. Her yakınma ve bulgu kategorisinde belirlenen puanların toplamı sonucunda HH’na yatkınlık derecesi ortaya konmaktadır. Bu değerlendirmeye göre;

Ø 1-2 puan “HH’na hafif derecede yatkınlık”,

Ø 3-7 puan “HH’a orta derecede yatkınlık”,

Ø 8-15 puan “HH’a ileri derecede yatkınlık”,

Ø 16 ve üzerindeki değerler ise “Kesin HH” olarak yorumlanmaktadır.

Tanısal skalalar ile; Bu metodun temel avantajı farklı tiplerde provakatif hareketlerden doğan kişisel hareket hastalığı ile ilgili bilgi toplanmasıdır. Geçmişe ait artmış tolerans bozukluğu ve günümüz hastalık duyarlılığı arasında pozitif bir korelasyon saptanmıştır. Hareket hastalığı ile kişisel karakteristik özellikler arasında ilginin olduğu gösterilmiştir. Provokatif hareketlere azalmış uyum süreciyle nevrotizm, içe kapanıklık yeryüzü bağımlılığı ve hareket hastalığı arasında kuvvetli bir bağ bulunmuştur. Değişken anketin dezavantajı kesin olmayan ya da kasıtlı yanlış bilgi alınabilmesidir.

Hareket hastalığı duyarlılığını öngörmede başka bir yaklaşım olağan dışı hareket durumları oluşturmak için yapılan provokatif stimuluslardır. Hareket hastalığındaki korioliz rahatsızlığı, vertikal ekseninde kendi etrafında dönen ve yukarıya doğru hareket eden bir sandalyenin üstünde kafanın pitch ve roll hareketlerine maruz bırakılmasıyla test edilmiştir.

Laboratuar hareket hastalığı pseudokorioliz hareketi ile de test edilebilir; Bu görsel vestibüler etkileşim testi düşük frekanslı harekette görsel fiksasyonun hareket hastalığını provoke ettiği gözlemine dayanır. Düşük frekans sinuzoidal paterni ile hareket eden dönen bir sandalye üzerine oturtulan şahıstan, bu sandalyeye iliştirilmiş, ışık verilerek oluşturulmuş bir mektuptaki yazıları okuması istenmiştir. Mektuplarda yazının tanınmasındaki hata oranı hastalıkla yüksek oranda ilişkilidir. Bu testin dezavantajları yüksek provakatif doğasının olması, yüksek bulantı hissi sınırında şahsın işbirliğine ihtiyaç duyulması ve semptomların açığa çıkmasındaki subjektif bildirime güvenme gerekliliğidir.

Bazı fizyolojik parametreler hareket hastalığının tanısı ve şiddet derecesinin belirlenmesinde objektif bir kriter olarak uygulanmaktadır. Hareket hastalığının gelişmesindeki hayati role sahip olduğu gösterilmiş vestibüler uç organları ve merkezi bağlantıları teorik ve pratik araştırmaların hedefi olmuştur. Eski çalışmalar hareket hastalığına duyarlı kişilerdeki düşük rotasyonel algı eşiğini ve düşük dereceli kupulagram algı testinin gösterilmesine yöneliktir.

Çalışmalar hareket hastalığının duyarlı kişilerde vestibüler yanıtın daha yoğun olduğunu desteklemektedir. Duyarlı olmayan kontrol grubuna göre deniz tutmasına duyarlı grupta 0.01-0.08 hz aralığında yumuşak salınımlı akselerasyon frekansında, daha yüksek vestibülooküler refleks (VOR) elde edilmiştir. Günlük hayatta VOR aktivitesi frekans aralığında bulunan baş hareketlerini sağlayan 2-6 hz deki VOR parametreleri vestibüler otorotasyon testinde değerlendirilmiştir. Deniz tutmasına duyarlı kişilerde anlamlı derecede yüksek faz değerleri horizontal ve vertikal VOR da tespit edilmiştir.

Son çalışmalar hareket hastalığı etiyolojisinde gerçek vertikal algının bozukluğu ve asimetrik otolit fonksiyonu teorilerini desteklemektedir. Sakkulus ve inferior vestibüler sinir fonksiyonu kulağın iç tarafından klik uyaranı ile SCM kasın myojenik aktivitesinin değerlendirilmesiyle tespit edilebilir. Bu cevap vestibüler uyarımlı myojenik potansiyel olarak tanımlanır. Vestibüler uyarımlı myojenik potansiyel çoğu deniz tutması yaşayan şahıslarda bilateral olarak tanımlanamaz. Bunun yerine normalin altında bilateral bir fonksiyon ya da asimetrik kapasiteli sakkülden söz edilebilir.

Vestibülooküler uyuşmazlığa yanıt olarak VOR ve faz modifikasyonları memeli ve insanlarda çalışılmıştır. Bu çalışmalarda VOR un ataksi bulantı ve kusmaya sebep olduğunu açıklanmıştır. Farklı sinuzoidal frekanslara tekrarlayan bir şekilde maruz bırakılan maymun ve insanlarda faz da artma ve bağlantısız bir düşüş izlenmiştir. Modifiye edilmiş bu süreçten sonra bütün deneklerin hareket hastalığına duyarlılık eşiği artmıştır. Azalmış kalorik cevap açık deniz koşullarına maruz kalan şahıslarda rapor edilmişitr. VOR parametrelerindeki adaptif ve readaptif değişiklikler uzay uçuşları ve dünyaya dönen kozmonotlarda gösterilmiştir. Görsel vestibüler etkileşim monitorize edildiğinde optokinetik komponentte artma vestibüllerde ise azalma belirlenmiştir. Bu durum santral sinir sisteminin yanıltıcı vestibüler uyarımları uzay adaptasyonu için gerekli olan görsel bilgilere göre baskın olarak kullanmasından kaynaklanır.

Simültane multimodal sensory uyarımına yanıt paterni olarak değerlendirilen algı etkileşimleri hareket hastalığına duyarlılık ve adaptasyonda ki vestibüler, görsel ve somatosensor sistemlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Yapılan bir çalışmada computerize dynamic postürografi (cdp) bu etkileşimleri araştırmak üzere kullanılmıştır. Deniz tutmasına duyarlı kimseler cdp algı organizasyonu testinde ve vestibüler organizasyon paternlerinde düşük skorlar almışlardır. Bu sonuçlar deniz tutan kimselerde somatosensör ve görsel algıların daha fazla kullanılması gerektiğini göstermektedir.

Uzaysal yerçekimsizliğin, uygun olmayan vestibüler sinyallere karşı santral inhibisyonla adaptasyonun sağlandığı bulunmuştur. Cdp çalışmaları 23 astronot üzerinde uygulandığında postür stabilitesinde görsel ve somatosensör algıya daha fazla güvenildiği sonucuna varılmıştır. Bu güven yeryüzüne indikten 4-8 gün sonra kaybolmaktadır. Gemi mürettebatında görülen hareket hastalığında ise vestibüler ve görsel algıya güvenin azaldığı, somatosensör sisteme güvenin arttığını göstermiştir.

Readaptasyon sendromundaki vestibülospinal refleks üzerindeki değişikliklerin görünen baskısı VOR ve vestibülospinal refleksteki azalmış vestibüler algı etkisinin mekanizmasına benzerlik gösterir.

Otonom sinir sisteminin semptomatolojisi ve santral otonomik cevabı maniple eden farmakolojik ajanların faydalı etkileri konusunda yapılan çalışmalar hareket hastalığının tanınmasında çok yarar sağlamıştır. Hareket hastalığında artmış salivasyon yaygın erken bulgudur, bu tezin tersini savunanlar da vardır. Artmış protein ve sodyum konsantrasyonları bildirilmiştir. Özellikle total protein ve amilaz salgı ve aktivitesi anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu bulgular HH olan kimselerde sempatik tonusun yüksekliği ile açıklanabilir.

Nabız atım farklılıkları CVS in otonomik kontrolünün değerlendirilmesinde yararlıdır. Korioliz uyarımına maruz bırakılmış duyarlı kişilerde, orta ve yüksek frekanslı kalp atım değişkenliğinde düşüş parasempatik aktivitede düşüşü göstermektedir. Rotasyon testinden sonra da ps aktivitedeki bu düşüş sürmektedir. Sempatik uyarımı gösteren rotasyonel optokinetik uyarıma bağlı gelişen hareket hastalığı esnasında EKG de RR aralıklarında değişiklikler saptanmıştır. Bu uyarıma adaptasyon PS aktivitedeki artma ile mümkündür.

Artmış sempatik ve azalmış ps aktivite plazma ACTH, kortizol,epinefrin, norepinefrin, arjinin, vazopressin, endorfin, tiroid, GH da ki artımla da gösterilebilir.Bu durum alfa 2 adrenerjik reseptördeki değişikliği de yansıtır.

Elektro Gastro Grafi abdominal yüzey üzerinde noninvaziv yüzey elektrotları kullanılarak mide aktivitesinin değerlendirilmesinde kullanılır. Hareket hastalığı esnasında ve kusma öncesi bazal elektriksel aktivite de değişiklik gözlenmiştir. Kalıtsal farklılıklara bağlı değişiklikler ve nonspesifik değerlere karşı dikkatli olunmalıdır. Başka çalışmalar hareket hastalığının azalmış gastrik boşalma, azalmış barsak hareketleri uzamış oraçekal transit süresine bağlı olarak baskılandığını göstermektedir.

Elektrodermal aktiviteyle HH olan kimselerde cilt direncinde ciddi bir düşüş ve iletkenlikte artış gösterilmiştir. Bu konuda alındaki elektrolitler daha duyarlıdır. 52 denek üstünde EKG, EEG, EGG ve deri iletim testleri uygulanmıştır. Fakat bunlar güvenilir tanısal metodlar olarak görünmemiştir. muhtemelen HH nın santral sinir sistemi ve değişken fizyolojik, psikolojik etkileşimlerden kaynaklanıyor olması nedeniyle hiçbiri tek başına anlamlı değildir.

Tedavi

Nonfarmakolojik önlemler

Algı uyuşmazlığını azaltan bütün yöntemler multisensöryel uyum sürecini arttırmakta, kusmayı azaltmakta HH’nı iyileştirmekte, psikolojik faktörleri düzeltmektedir. Denizciler arasında yatay eksen üzerinde sabit bir noktaya bakmanın faydası bilinmektedir. Bu özellikle güverte altındaki mürettebatta çok faydalıdır. Şahıs geminin dışında bir noktaya görsel olarak fikse olduğunda büyük bir rahatlama hissetmektedir. Taşıt tutmasında ise sabit noktaya fiksasyon gerçek hayatta faydalı iken simülatörde faydasızdır. Bu stroboskopik görüntü hareket hastalığını retinal göz kaymasını engelleyerek azaltmaktadır. Diğer bir koruyucu önlem kara, deniz ya da havada sabit bakış fiksasyonunu bozan kitap okumalardan, gereksiz baş hareketlerinden sakınmaktır. Geminin hareketten daha az etkilenen merkezinde bulunmak ve güneş gözlüğü takılması, ağır ve yağlı yemek yenmemesi faydalı bulunmuştur.

Habituasyon, bilişsel davranışsal eğitim ve kontrollü ritmik solunum semptomları önlemede etkilidir. Denizciler arasında yaygın bir inanış olan acupressure uygulamasının hareket hastalığında herhangi bir yararı yoktur.

Farmakolojik önlemler

Hareket hastalığını önlemede ve tedavi etmede en pratik yoldur. Tedavide kişisel duyarlılık, hastalık tipi, uyarımın şiddeti ve maruz kalınan uyarı süresi göz önünde tutulur. Kişinin psikomotor performansının düşüp, halsizlik yaşamasının görevine engel olması ya da devamlı alert vaziyette durması gereken uçucu görevinde olup olmaması çok önemlidir.

Wood ve graybiel hastalığın adrenerjik aktivasyonda ki düşüş ve kolinerjik stimülasyonda artışa bağlı olduğunu, tedavide de antikolinerjik ve adrenerjik ajanların kullanılabileceğini bildirmiştir.

Vestibuler uyarımının hastalığın gelişiminde temel faktör olması nedeniyle bu uyarının santral ya da periferik ajanlarla suprese edilmesi tedavide esastır. Kolinerjik ve histaminerjik iğcikler vestibuler aparattan kusma merkezine uyarı taşınımında görevlidirler. Kan beyin bariyerini geçmeyen antikolinerjik ilaçlar hastalığa etkisizdir.

Skopolamin SSS’nde bulunan 5 farklı muskarinik reseptöre de nonselektif etki eden en etkili ilaçtır. Etki mekanizması tam bilinmemekle beraber vestibüler nükleusa bilgi akışını engellemekte ve direkt olarak kusma merkezine etki etmektedir. M3 ve M5 muskarinik reseptör antogonisti zamifenacinin skopolamin kadar etkin olduğu gösterilmiştir. Zor koşullarda yan etkilerine rağmen 72 saatin üstünde profilakside Transdermal skopolamin kullanımı parenteral kullanıma tercih edilir. TTS skopolamin etkinliği 6-8 saatte başladığından dolayı ilk birkaç saat için 0.3-0.6 mg skopolamin önemli yan etkileri görülmeden rahatlıkla kullanılabilir. Uzamış veya tekrarlayan TTS kullanımı yan etkilerinden dolayı daha fazla araştırmayı gerektirmektedir. Alman Hava Kuvvetleri Enstitüsü hızlı, etkin, güvenilir tedavi şekli olarak hareket hastalığı için nazal sprey skopolamin geliştirmiştir.

Periferal vestibuler cihazda histaminin de rolü olabilir. Histamin semisirküler kanalın ampullasında afferent sinirlerin ateşleme oranını arttırır. Bu etki HH’nda reseptör antogonistleri kullanılarak bastırılır. Histamin reseptörleri, kolinerjik reseptörler ile birlikte vestibuler nükleusta bulunur. Görünen o ki klinik olarak kan beyin bariyerini geçemeyen antihistaminikler de antikolinerjikler gibi HH’na etkili değildir. HH proflaksi ve aktif tedavisinde dimenhidrinat, siklizin, meklozin ve prometazin yaygın olarak kullanılan antihistaminiklerdir. Piperazin derivesi olan H1 reseptör bloker ve kalsiyum kanal blokaj etkisi bulunan cinnarizine Avrupa’da HH‘nı önlemede çok popülerdir. Şu anda Amerika’da kullanımda değildir. ABD Deniz Kuvvetleri personelinde 50 mg cinnarizine kullanımı yan etkisiz olarak başarılı bulunmuştur.

L-Histidine anoloğu olan Betahistin histaminin prokürsörüdür. H1 postsinaptik reseptörler üzerinde parsiyel agonist ve H3 presinaptik antagonist özelliğiyle kompleks etkilidir. Farklı tiplerdeki vertigoların tedavidisindeki etkinliği medial vestibuler çekirdeği de içeren beynin farklı bölgelerinden aşırı salınan histaminin etkilerini azaltmasıyla açıklanabilir. Yapılan bir çalışmada 48 mg betahistin yan etkileri ortaya çıkmadan marjinal bir etki sağlamıştır.

Gama amino butirik asit ikinci sıra vestibuler nöronların gerçek inhibitör transmitteri olmasına rağmen HH tedavisinde GABA kullanımı için sistematik bir araştırmada bulunulmamıştır.

Barbituratların köpeklerde HH’nı önlediği gösterilmiştir. İnsanlarda lorazepam hariç benzodiazepinler özellikle diazepam HH’ nı iyileştirmiştir. Bütün bu ajanların SSS üzerine sedatif etkileri bulunmakta ve HH’ nda ki spesifik etkilerini değerlendirmek güç olmaktadır.

Daha önce de bahsedildiği gibi norepinefrin aktivitesinde ki bir artış HH esnasındaki vestibuler aktivasyona bağlı stimule olan artmış asetilkolin aktivitesini tersine çevirir. Amfetamin ve efedrin yalnız ya da skopolamin ve prometazinle kombine olarak anti HH etkileri olmasına rağmen sempatomimetik kullanımı bağımlılık riski nedeniyle sınırlandırılmıştır. NASA da ki uzay HH kullanımı dışında rutin kullanımı yoktur.

Santral vestibuler sistemi afferentleri olan monoaminlerin (norepinefrin, dopamin ve serotonin) etkileri hala tam tanımlanamamış olup bir dizi çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Serotoninerjik sisteminde bir takım farmakolojik manipulasyonlar insanlarda olmasa da hayvanlarda ki HH’nı iyileştirmektedir. 5HT1A agonisti buspiron kedilerde HH bulantısını azaltmaktadır. İnsanlarda ki HH ile muhtemel ilgisi olan serotoninle beraber HH ile migren arasındaki ilişki de göz önünde tutulmalıdır. HH migrenden muzdarip çocukların %50 sinde ve ortalama 2/3 migrenli yetişkinlerde görülmektedir.

Migrende görülen migrenoz vertigoda vestibuler semptom ve bulguların görülebileceği bildirilmektedir. Son zamanlarda migren ve baş dönmesi ile migrenle anksiyete arası ilişkilere bağlı olarak migren anksiyetesi ile ilişkili baş dönmesi teriminin kullanılması önerilmiştir. Aradaki ilişki tam açıklanamasa da nörokimyasal, nörofizyolojik ve genetik temellere dayanan bir takım açıklamalar yapılmıştır. Mesela beyindeki düşük serotonin aktivitesi migren ve HH duyarlılığı ile ilişkilendirilmiştir. Migreni olmayan denek grubunda serotonin prokürsorü triptofan içermeyen diyet verildiğinde migreni olan insanlara benzer HH semptomları görülmüştür. Migrenli hastalarda kullanılan rizatriptan migrenöz vertigoyu önlemiştir. Migrenöz olmayan vertigoda etkisizdir.

Başka bir tedavi seçeneği de antihistaminik ve kalsiyum kanal blokajı özelliği olan flunarizine dir. Antiemetik özelliği bulunan bazı dopamin antogonistleri insanlarda olmasa da hayvanlarda HH nı önlemede başarılı bulunmuştur.

Kemoreseptör triger zonda kanser kemoterapisi tedavisine karşı etkin olan 5HT3 anologları HH’nda faydalı görülmemiştir. Bu da bize HH’ nda kemoreseptör triger zonun bir etkinliğinin olmadığını göstermiştir.

Opioitlerin bulantıda dual bir etkinliği vardır. Kan beyin bariyeri bulunmayan area postremayı uyardığında bulantıya sebep olurken bariyeri aşınca antiemetik etkinlik göstermektedirler. Morfin sulcus morinus ta hareket kaynaklı bulantıyı önlemede etkin iken, antogonisti olan nalokson HH duyarlılığını arttırmaktadır.

Periferal etkili µ-opiat agonisti loperamide HH duyarlılığını azaltmaktadır. Deniz tutmasına karşı kullanılan rhizoma zingiberis tozunun faydalı olduğuna inanılsa da kesin ispatlanamamıştır. Muhtemel etkisi gastrik fonksiyon üzerinedir.

Başka spekülatif fakat farmakolojik tedavi açısından ilginç olan ilaçların etkisi nistagmus üzerinedir. Aminopridine gibi potasyum kanal blokerleri ve etazolamide vestibuler ve serebellar çekirdeklerde ki inhibitör aktivitesi olan purkinje hücrelerini arttırmaktadır. Ayrıca baklofen, memantine ve gabapentinin de nistagmusun bazı tiplerine iyi geldiği söylenebilir.

DRUG

ROUTE

ADULT DOSE

TIME OF ONSET

DURATION OF ACTION(h)

scopolamine

oral

0.3-0.6 mg

30 min

4

scopolamine

injection

0.1-0.2 mg

15 min

4

Scopoderm TTS

patch

one

6-8 h

72

promethazine

oral

25-50 mg

2 h

15

promethazine

injection

25

15 min

15

Dimenhydrinate (dramamine)

oral

50-100 mg

2 h

8

Dimenhydrinate (dramamine)

injection

50 mg

15 min

8

Cyclizine hydrochloride

Oral

50 mg

2 h

6

Cyclizine lactate

İnjection

50 mg

15 min

6

Meclizine (sea-legs)

Oral

25-50 mg

2 h

8

Cinnarizine (sturegon)

oral

15-30 mg

4 h

8

Sonuç

İnsanoğlunun gemiyi denize indirmesiyle birlikte ortaya çıkan HH modern taşımacılığın tüm tiplerinde, uzay yolculuğu ve sanal gerçeklik teknolojilerinde önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Son çalışmalar HH nın patogenezinde otolitin rolünü vurgulamakta ve geleneksel algı çatışması teorisinin ötesinde yeni bir açıklamayı desteklemektedir. Ümit verici yeni bir öneri, hareket hastalığına artmış otonomik cevabın görüldüğü, alfa 2 adrenerjik reseptörlerde genetik polimorfizmin varlığı ile açıklanmıştır. Yeryüzünde ve alışılmadık hareket durumlarında sakkulus ve utrikul fonksiyonlarını spesifik değerlendiren vestibuler testlerde yapılacak yenilikler hastalık patogenezinin daha iyi anlaşılmasında bizlere yardımcı olacaktır. HH’ nı tanıma ve değerlendirmede bazı fizyolojik ölçümler test edilse de kişisel HH duyarlılığı tanısında yeterince spesifik ve sensitif olabilecek tek başına yeterli parametre bulunamamıştır.

Non farmokolojik önlemler HH nı iyileştirmeye yetmezse farmokoljik tedaviye geçilir. Yüksek performans göstermesi gereken sivil ve askeri personelde HH’nı önlemek için kabul edilebilir min. Yan etkileri bulunan TTS skopolamin veya oral cinnarizine tavsiye edilebilir. Siklizine ve meklozine ya da düşük dozlarda dimenhidrinate ve prometazine kullanılabilir. Yüksek doz prometazine ve dimenhidrinate aşırı provakatif durumlarda veya aşırı hassas bireylerde sedasyon da istenildiği takdirde kullanılabilir. Aşırı kusmalı durumlarda rektal ya da parenteral preparatlar endikedir. HH nı önlemede çok fazla sayıda ilaç değerlendirilmiş ve tavsiye edilmiştir. Hayvanlarda yararları olsa da insanlarda görülen yan etkilerinden ya da faydalarını olmamasından rutin kullanımları sınırlıdır. Son klinik, epidemiyolojik ve farmakolojik çalışmalar HH, migren, vertigo ve anksiyete arasındaki ilişkileri anlamaya yöneliktir. Nistagmus tedavisinde ve migrene karşı kullanılan bazı ilaçların HH’nı önlemede kullanımı ileri araştırmalar için umut vaat etmektedir.