GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HAVACILIK TIBBI

Günümüze kadar hemen her kültürde tanrılar, melekler ve hükümdarların kanatları ve uçuş öyküleri efsanelere konu olmuştur.

İkarus’un babası Daedalus bilge bir mimardır. Sürgüne gönderildiği Girit Adası’nda Kral Minos’un yanında çalışmaya başlar. Onun isteği üzerine insan başlı, boğa bedenli bir canavar olan Minotauras’ın bir daha çıkmamacasına içine kapatılacağı Labirent’i inşa eder. Ancak bir süre sonra kral Minos’un emri ile, Labirentin gizini Theseus ve Ariadne’ye öğrettiği gerekçesi ile oğlu İkarus’la birlikte kendisi Labirent’e hapsedilir.

Daedalus, yaratıcı aklıyla, buradan çıkmanın yollarını arar. Ve kendisi ve oğlu için kanatlar yapar. Bu kanatları bal mumuyla bedenlerine, omuz başlarına yapıştırır. Oğlu İkarus’a ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını, özellikle de güneş ışınlarına yaklaşmamasını tembih eder.

Fakat İkarus takma kanatları ile bir kez havalandıktan sonra, aydınlığı, güneş ışınlarını ve bunların ardındaki hakikati biraz daha yakından görmek, öğrenmek ve daha çok özgürleşmek düşüne kapılır. Ancak, güneşe yaklaştıkça, takma kanatlarını bedenine yapıştıran bal mumları erimeye başlar. Ve sonunda İkarus, Ege Denizi’nde Sisam Adası’nın yakınlarındaki İkaya Adası’nın önüne, bugün de, onun anısına, İkarus Denizi denen bölgeye düşer, yitip gider…

13. yüzyılda Fransız Rahip Roger Bacon, kendisine kanat takıp, kuşlar gibi manevralar yaparak oturan bir topluluğun etrafında dönmüştü.

Leonardo da Vinci 1500 yılında bir paraşüt dizayn etmiş, helikopter ve ornithopter resimleri çizerek uçuşla ilgili hipotezler ortaya atmıştı.

Geçmişte uçuşla ilgili çalışmalar yapılırken yüksek irtifa ve uçak içi akselerasyona karşı insan toleransı hakkında henüz bir bilgi yoktu. 16. yüzyıla kadar süren bu dönem ‘‘muhakeme çağı’’ olarak adlandırıldı.

17. yüzyılda avrupada ‘‘aydınlanma çağına’’ geçildi. Laboratuar gaz deneyleri ve baloncuların hipoksiye bağlı semptomları gözlemlenerek ilk havacılık tıbbı konusu olan dağ hastalığı keşfedildi.

17 Aralık 1903’te Wright kardeşler ilk kez havadan aldığı güçle kalkan uçağı geliştirdiler. 12 Nisan 1961’de Yuri Gagarin ilk kez uzayda insan uçuşunu gerçekleştirdi. 20 Temmuz 1969’da Neill Armstrong ve Edwin Aldrin Jr. Ay yüzeyinde ilk yürüyen insanlar oldular.

16. Yüzyılda Deneyimler

Dağ Hastalığı ilk kez Cortez komutasındaki İspanyol ordusu Meksika’ya saldırdığında ortaya çıktı. 25 yıl sonra Pizarro önderliğindeki İspanyollar Peru, Şili ve Ekvador’a düzenledikleri seferlerde yine bu rahatsızlıkla karşılaştılar.

Peder Acosta And Dağları üzerinden beşinci geçişinde iştah kaybı, bulantı, karın ağrısı, kusma, kanama, balgam gibi şikâyetlerinin ortaya çıktığını, dengesizlik ve kuvvetsizlik nedeniyle atından destek aldığını, düşük irtifalara inildiğinde rahatsızlığının hafiflediğini bildirdi. Bu rahatsızlığı bölgenin havasının kötü olmasına yorumladı ve benzer etkilerin hayvanlarda da oluştuğunu gözlemledi. Peder 1590 yılında teorisini ortaya atarken, dağ hastalığı konusunda en iyi açıklama 1878’de Hitchcock tarafından yapıldı.

17 ve 18. Yüzyıllarda Gelişmeler

İtalyan fizikçi Toricelli (1608-1647) Acosta’dan 50 yıl sonra civalı barometreyi buldu.

Alman mühendis Otto von Geuricke 1672 yılında pnömatik pompayı keşfetti.

İrlandalı doğa filozofu Robert Boyle (1627-1691) yılanın gözünde oluşan baloncukları gözlemleyerek basınçlı ortamlardaki dekompresyonu izledi ve Boyle Kanunu ortaya attı.

1783’de Fransız Josephe ve Etienne Montgolfier kardeşler sıcak hava balonunu uçurdular.

Prof. Cesar Charles (1746-1823) kendi ismiyle anılan kanunu buldu, 1 Aralık 1783’de hidrojen balonuyla bir uçuş gerçekleştirdi. Balon 10.000 ft. irtifaya kadar yükselmiş, Charles irtifa artışı ile birlikte sağ kulak ve maksiller bölgesinde ağrı hissetti, bu ilk aerotit vakası olarak tarihe geçti.

1804 yılında Gay-Lussac balonla 23.000 ft. irtifaya çıkarak o dönemin rekorunu kırdı.

7 Ocak 1785’de Dr. Jeffries İngiltere-Fransa arası balonla seyahat ederek ilk hava yolcusu oldu. Ayrıca bu yolculukta ilk görsel illüzyonu tanımladı. Amerika’ da ki ilk serbest balon uçuşunda Blanchard’a yardım etti. Uçuş sırasında başkan Washington karaya indiğinde üzerinde taşıması için Blanchard’a bir mektup verdi. Bazı otörlere göre bu ilk U.S. pasaportuydu. 7 Mart 1809 uçuş esnasında bir kalp krizi geçirerek, uçuşa bağlı kardiyak inkapasitasyondan ölen ilk pilot oldu.

Montgolfierler tarafından uçurulan ilk insan olan De Rozier, Pierre Robin adlı arkadaşı ile çıktığı balon yolculuğunda kaza geçirerek öldü. Bu ilk havacılık kazası olarak tarihe geçti. (15.06.1785)

19. Yüzyıl

Havacılık tıbbının babası olarak bilinen Paul BERT (1833-1886) Auxerre / Yonne / Fransa'da doğdu. Mühendislik, hukuk, fizyoloji ve tıp alanında çalışmalarda bulundu. Akıl hocası Claude BERNARD'tı. İlk çalışmalarını 1870 yılında yayınlarken, ''La Pression Barometrique, Recherches de Physiologie Experimentale'' isimli kitabı 1878 de yayınlandı. Bu kitabı 2.Dünya Savaşı sırasında ingilizceye çevrildi.

Balon uçucularının bildirdiği semptomlar üzerinde araştırmalar yaptı. Bell jar (çan şeklinde deney kavanozu) ve irtifa çemberinde deney hayvanları ve gönüllü insanları kullanarak, 670 kadar deney yaptı. Atmosfer basıncına bakılmaksızın, 35 mmHg'lık oksijen basıncının ölüme neden olabileceğini savundu. Oksijenden zengin havanın aralıklı olarak inhalasyonunun, hipoksi semptomlarını hafiflettiğini çalışmalarında gösterdi. Ayrıca karbonik asidin doku ve kandaki etkileri üzerine çalışmalar yaptı. 53 yaşında bir dizanteri atağı sırasında yaşamını yitirdi.

James Glaisher 5 Eylül 1862’de oksijen desteği olmadan 29.000 ft. irtifaya yükseldi, tahminen 7 dakika süreyle bilincini kaybetti.

Henri Sivel ve Joseph Croce-Spinelli, 22 Mart 1874’de Bert’in hazırladığı oksijen desteğiyle irtifaya çıktılar, oksijenin dayanıklılık, uyanıklık, görsel alan, hafıza ve iştah üzerinde olumlu etkilerini rapor ettiler. Aynı ekibe Tissandier de eklenerek 1875 yılında bir balon uçuşu gerçekleştirdiler. Bu uçuşta 24.442 ft. irtifada hipoksik eforiye maruz kaldılar, 29.215 ft.de Sivel ve Spinelli bilinç kaybı sonucu yaşamını yitirirken, Tassindier balonun kendiliğinden irtifa kaybetmesi sonucu kurtularak zemine indi.

20. Yüzyıl: Havacılık Tıbbının Hızla Büyümesi

I. Dünya Savaşı’nda Alman uçakları Londra üzerinde 16.400–20.000 ft. irtifada 8 saat süreyle uçarken, pilotlar soğuk, hipoksi ve motor gürültüsüne maruz kaldılar ve baş dönmesi, baş ağrısı, kalp atım ve solunum sayısı artışı, kulak çınlaması ve yorgunluk semptomlarını rapor ettiler.

1910 yılında ilk defa Almanya’da uçucular için gerekli minimum sağlık standartları yayınlandı. İngilizler, yüksek irtifa ile birlikte oksijen basıncının azalması ve kardiyovaskuler etkiler üzerinde durdu. Fransızlar vestibuler fonksiyonlar ve nörovaskuler düzen üzerinde çalıştı. İtalyanlar reaksiyon zamanını ekledi. 1912 yılında normal görüş, işitme, kulak zarı ve görsel alan standartlara dahil edildi.

I. Dünya Savaşı’nda İngiliz ve Fransızlar uçak kazalarının %2 hava muhaberesi sırasında vurulma, %8 mekanik problemler ve %90 insan faktörlerine bağlı olduğunu duyurdular. İnsan faktörlerinin %90’ı fiziksel yetersizliklere yorumlandı.

İngiltere Hava Kuvvetlerinde pilotlar için sağlık standartlarının belirlenmesi ve muayenelerin düzenli yapılması ile 2 yıl içinde, pilot hatalarına bağlı kaza oranları %60’lardan %2’ye indirildi.

Red Baron olarak ün yapan alman pilot Manfred von Richthofen kronik mide rahatsızlığına sahipti ve soda, süt, konyak gibi sıvılarla bu rahatsızlığını gidermeye çalışıyordu. İngiliz pilot Mike Mannock’un sol gözü konjenital olarak tama yakın kördü. Alman pilot Oswald Boelcke şiddetli astım atakları geçiriyordu. Bu efsane pilotlar sağlık standartları belirlenmeden önce görev yapmışlardı.

Eugene R. Lewis uçucu muayenesi yapan doktorlar için flight surgeon terimini terimi kullanılmasını önerdi. İlk flight surgeon Robert J.Hunter oldu. 1918’de kazaların azaltılması için ilk raporunu hazırladı.

Rudolph W. Shorty 27 Şubat 1920’de açık kokpitli bir uçakla 30.000 ft. irtifaya yükseldi, oksijen yetersizliği sonucu bilinç kaybı gelişti, 2 dakika içinde kendine geldi ve düşerken uçağı kurtardı. Bu uçuş yüksek irtifa uçuşlarında ortaya çıkan problemler için örnek teşkil etti.

Haziran 1921’de Harold R. Harris geliştirilmiş bir D-99-A uçağı ile ilk basınçlı uçak uçuşunu gerçekleştirdi. 20 Ekim 1922’de havada parçalanan Loening PW-2A tipi bir uçaktan paraşütle kurtulan ilk pilot oldu.

Hawthorne C. Gray 4 Mayıs 1927’de 42.470 ft. irtifaya çıktı, eforla birlikte şiddetli göğüs ağrısı, uykuya meyil ve yargılama bozukluğu şikayetleri olduğunu belirtti. 4 Kasım 1927’de tekrar 40.000 ft. irtifaya yükseldi, oksijen saati dondu ve oksijeni tükendi, bilinç kaybı gelişti ve hayatını kaybetti.

3 ağustos 1921’de ilk kez zirai amaçlı sinek ilaçlamasında uçaklar kullanıldı.

İlk fatal uçak kazası 17 eylül 1908’de gerçekleşti. 100 ft. irtifada uçağın dümeni kırıldı.

1909 yılında hasta tahliyesi için uçak dizayn edilmesine rağmen kullanıma geçmedi. 1910 yılında Fransız cerrahi hemşiresi, balonist ve uçak pilotu Marie Marvingt ilk kez uçakların ambulans olarak kullanılmasını önerdi. 1935 yılında ilk uçuş hemşiresi unvanını kazandı. Marvingt’in rüyası tam anlamıyla II. Dünya savaşında, hava ambulanslarıyla gerçekleşti ve 1 milyonun üzerinde hasta taşındı. Braniff Airline ilk kez 1929’da sivil hava ambulansı servisini kurdu.

I. Dünya Savaşı Sonrası Havacılık Tıbbı Araştırmaları

1931 yılında Neely Mashburn’un otomatik hareket koordinatörü SAM’de ( school of aviation medicine) kuruldu. Bu cihazla pilotun reaksiyon zamanı, inişteki yetenekleri, alkol etkileri, yaşla ilgili problemler anlaşılmaya çalışıldı.

Dr. David A. Myers Barany sandalyesini kullanarak dönüşteki hisleri, iç kulaktaki etkileri anlamaya çalıştı.

Harry G. Armstrong ( 17 Şubat 1989 ) 1939 ve 1952 yılları arasında havacılık tıbbının gelişmesine büyük katkılar sağladı. Brooks Hava Üssü'nde 4 aylık temel havacılık tıbbı kursunu tamamladıktan sonra, 3 yıllık dönemde 300 saatlik uçuş gerçekleştirdi. İlk paraşütle atlama deneyimi sonrası, oluşabilecek fizyolojik problemlerle ilgili araştırma yapmaya yöneldi. Bir kış uçuşu sırasında, uçuş problemlerinden donma ve gözlük camlarında buğulanmayı gözlemledi. 1935 yılında Wright Hava Üssü'nde sonradan ismi Havacılık Tıbbı Araştırma Laboratuvarı olarak değiştirilen, Fizyolojik Araştırma Birimini kurdu. Soğuk Çember çalışmalarında uçuşta donmalara karşı koruyucu çeşitli giysiler denedi, irtifa çemberinin yeni bir modelini geliştirerek; oksijen maskeleri, barotravmalar ve aeroembolism konusunda çalışmalar yaptı. Santrifüj cihazında pozitif ve negatif G kuvvetleri üzerinde araştırmalar yaptı. Araştırmaları yolcuları dekompresyondan koruyan basınçlı kabinlerin üretimi için yol gösterici oldu. Kazalarda yaralanmalardan korunmaları için pilot başlıklarının geliştirilmesi, başlığa mikrofon eklenmesi gibi dizayn çalışmaları da oldu.

İrtifa Çemberi çalışmalarında, Armstrong Hattı olarak bilinen, 63.000 ft. irtifada kanın kaynamaya başladığı noktayı keşfetti. İlk havacılık tıbbı textbook'unun yayınlanmasına destek oldu ve araştırmalarını içeren 3 textbook yazdı. 1957 yılında tümgeneral rütbesinde emekli oldu ve 1983 yılında kalp rahatsızlığından yaşamını kaybetti.

Paul Bert ve Louis H. Bauer ile birlikte, bu bilimin kurucuları olarak Havacılık Tıbbı tarihine adını yazdırdı.

Sivil Havacılık Tıbbı

Louis H. Bauer 8 Kasım 1922’de flight surgeonlar için Havacılık Tıbbı Okulu kurdu. Ağustos 1925’de askeri havacılık tıbbı okuluna katıldı, 1926 yılında ilk textbookunu yayınladı. 16 Kasım 1926 yılında sivil pilotlar için 66 bölümlük sağlık standartlarını hazırladı. Pilotlar özel, ticari ve transport pilotları olmak üzere 3 kategoriye ayrıldı. Mart 1927’de öğrenci pilotları kapsayan sınırlı ticari pilotlar sınıfı eklendi. Bauer’in sertifikasyon sistemi AMEs sistemi için kaynak oldu.

15 Aralık 1929’da Dr. Bauer ve 29 AMEs toplanarak Hava Sağlık Topluluğu’nu kurdu. (aero medikal association) 11 Mart 1931’de topluluğun ilk süreli yayını The journal of aviation medicine yayınlandı. Dr. Brauer pilotlar için uçuş sınırlarını; günlük 8 / haftalık 85 saat olarak belirledi. 1963 yılında yeni bir uzmanlık branşı olan aerospace medicine (hava-uzay hekimliği) kabul edildi ve ilk diploma Dr. Brauer’e verildi.

Sivil Hava Sağlığı araştırma Merkezinde 1960 ve 1965 yılları arasında; pestisid zehirlenmeleri, SD, alkol ve ilaç kullanımının pilot performansına etkileri, görme, işitme, yorgunluk, hava-trafik kontrolörleri sertifikasyonu gibi konularda araştırmalar yapıldı.

Bayan Uçucular

İlk bayan uçuşu 1909 yılında balonla gerçekleşti. (M. Marvingt) Ticari hava yolları için ilk bayan 1919 yılında pilot görevlendirildi. Bayanlarda periyodik muayeneler 3 ay, erkeklerde ise 6 ayda bir uygulanıyordu. Hamilelik uçuştan elenme kriteriydi. Dr. Roy E. Whitehead menstruasyon döneminden 3 gün önce ve 3 gün sonra uçuşu tehlikeli olarak değerlendirmişti.

Jacqueline Cochran (1906-1980) 1930’larda en meşhur bayan pilotlardandı. 1937’de kör inişi gerçekleştiren ilk bayan pilottu. Seversky P35 uçağıyla defalarca gösteri yarışlarına katıldı ve 1938’de kupa kazandı.

Uzayın Eşiğinde

Wiley Post 7 Aralık 1934 yılında uçuş esnasında Jet stream akımlarıyla karşılaştı. II. Dünya savaşında uzun süreli uçuşlarda ortaya çıkan diurnal ritm problemlerini ilk yaşayan pilotlardan biriydi. Çözüm için otopilot aparatları geliştirildi, Post bu cihazlarla ilk uzun süreli uçuşu gerçekleştiren pilottu.

27 Mart 1931’de Auguste Piccard 52.000 ft. irtifaya oksijen desteği ve basınçlı gondola ile çıkarak, atmosferik ölçümlerin yapılmasını sağladı.

1934 yılında ozon tabakası araştırıldı ve kozmik ışınların ölçümü yapıldı.

1935 yılında 72.000 ft. irtifaya çıkıldı, güneş ışınlarının ozon tabakası tarafından bloke edildiği keşfedildi. Ayrıca oksijen yüzdesinin deniz seviyesine eşit olduğu saptandı.

1957 yılında David G. Simons alüminyumdan yapılmış basınçlı bir kabinle 101.516 ft. irtifaya çıkarak Man-High unvanını aldı.

14 Ekim 1947 yılında Charles Yeager Boeing B-29 ile ses hızını geçen ilk pilot oldu.

1957 yılında Sputnik-1 isimli ilk dünya uydusu Ruslar tarafından gönderildi.

1959 yılında Able (rhesus monkey) uzaya gönderildi.

12 Nisan 1961’de rus Yuri gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu. 6 Ağustos 1961’de ilk uzay rahatsızlığı olan uzay hareket hastalığı bildirildi.

20 Temmuz 1969 yılında Neil Armstrong ve Edwin Aldrin ay yüzeyinde yürüyen ilk insanlar oldular.

Türkiye'de Havacılık Tıbbı
Türk Hava Kuvvetleri 1911 yılında Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tarafından kurulmuştur. I. Dünya Savaşı sırasındaki uçuş doktoru ihtiyacı, bu savaşta müttefikimiz olan Almanların gönderdikleri uçuş doktorları tarafından karşılanmıştı. 1923 yılında bağımsızlığını kazanmış olan Türkiye Cumhuriyeti'nin uçuş doktoru ihtiyacını karşılamak üzere Elazığ Askeri Hastanesi KBB mütehassısı Dr.Yzb. Yusuf Ziya Balkan 1928-29 yıllarında yurtdışında kursa gönderildi. Dönüşünden sonra herhangi bir branştan uçuş yönünden değerlendirilmesi gereken vakalarda, onun teknik mütalaası alınmaya başlandı. 1932 yılında pilot seçimi ve yetişmiş pilotların sağlık yeteneklerinin yıllık kontrolü ile ilgili ilk yönerge (nizamname) çıkarıldı. 1934 yılında Cebeci Hastanesi asabiye mütehassısı Dr.Bnb. Rüştü Bilge, Eskişehir Hastanesinden göz mütehassısı Dr.Yzb. Hafız Kemal Ömer Gözmen, dahiliye mütehassısı Dr.Yzb. Fahrettin Yakal Fransa'ya Val de Grace Okuluna kursa gönderildiler. Dönüşlerinden itibaren Dr. Rüştü Bilge başkanlığında havacı subayların muayenelerini yapmaya başladılar. “Devre Muayenesi” denen bu sağlık kontrollerinde arızası olanlar geçici veya sürekli olarak uçuştan ayrılmaktaydılar. Kuleli, Maltepe ve Bursa Askeri Liseleri ile Harp Okulu öğrencilerinin uçuş muayeneleri de burada yapılmaktaydı. Eskişehir Hava Hastanesi 27 Ekim 1948 günü hizmete girdi. Merkez’de kurulu bulunan fizyolojik eğitim cihazlarının ilkleri, 1948 yılında Almanya’dan alınan 1942 model Amerikan yapımı bir hipobarik çember ile bir Barany Sandalyesiydi. Bu çemberin hastanenin arka bahçesinde inşa edilmiş olan kendi binasına taşınma tarihi ise 4 Şubat 1954'dür. 2 Aralık 1948 tarihinde ABD’de kurs gören Türk doktorları ve Alb. Sweitzer idaresinde 1 nci Havacılık Tababeti Kursu açıldı. 19 Nisan 1953 tarihinde Hava Sıhhi Muayene Merkezi ve emrindeki fizyoloji laboratuvarı Hv.K.K.lığından çıkarılıp, GATA K.lığına bağlandı. 1986 yılında GATA K.lığı bünyesinde GATA Hava Uzay Hekimliği Merkez ve Anabilim Dalı kurulmuş ve aynı yıl uzmanlık eğitimi verilmeye başlanmıştır. Yeni binasının inşası ve Amerikan ETC firmasına sipariş edilen modern fizyolojik eğitim cihazlarının montajı tamamlanan Merkez, Genel Kurmay Başkanı tarafından 18 Aralık 1990 günü açıldı. Merkez, ABD Hava Kuvvetleri tarafından sertifiye edildi. Türk Havacılık Tıbbı alanında yegâne akademik eğitim merkezi olan GATA Hava-Uzay Hekimliği Merkez ve AD Başkanlığı kurulduğu yıldan günümüze kadar 8 Hava-Uzay Hekimliği uzmanı yetiştirmiştir. Halen 5 uzmanlık öğrencisi eğitimine devam etmektedir. Bugüne kadar merkezde 1154 tabip uçuş tabipliği kursundan mezun olmuştur.